öperim. Ben burada çok iyiyim, beni sakın merak etmeyin."
Kız kardeşini, kendinden küçük erkek kardeşinin sağlığını ve hatırını
sorduktan sonra, köydeki herkesin burnunda tüttüğünü ve kimsenin kendisini
merak etmemesini söyledikten sonra, "Biz burada var oldukça bilesiniz ki
düşman bir adım bile ilerleyemeyecektir" cümlesi ile bitiriyordu.
Tam zarf kapatılırken, Ali, "İki üç satır daha ekleteceğini" söyleyerek,
mektubun sonuna şunları yazdırdı: "Anacığım, beni buraya gönderirken
kafama kına yaktın ama, burada komutanlarım da, arkadaşlarım da
benle hep dalga geçiyorlar. Cepheye gitmek sırası yakında inşallah
kardeşim Ahmet'e gelecek, Onu gönderirken sakın kına yakma saçına.
Burada onunla da dalga geçmesinler. Tekrar ellerinden öperim anacığım."
Gelibolu'da savaş giderek şiddetleniyordu. İngilizler, kesin sonuç almak
için tüm güçleriyle yükleniyorlardı. Cephede savaşan askerlerimiz önceleri birer,
birer, sonraları beşer, beşer, onar, onar şehit oluyorlardı. Gelibolu düşmek üzereydi.
Kınalı Ali'nin komutanı, bu durum karşısında çaresizdi. Kendi bölüğü henüz
sıcak temasa hazır değildi. Genç erlerine insan bedeninin süngü ve mermilerle
orak gibi biçildiği bu cepheye göndermek zorunda kalmaması için Allah'a dua ediyordu.
Komutanlarını düşünceli ve sıkıntılı gören Kınalı Ali ve arkadaşları,
komutanlarına gidip, ondan kendilerini cepheye göndermesini istediler.
Askerlerinin ısrarları üzerine komutanları daha fazla direnemedi ve ölüme gönderdiğini bile,
bile bu isteklerini kabul etmek zorunda kaldı. Kınalı Ali ve arkadaşları,
sevinç çığlıkları atarak cepheye, bile bile ölüme gidiyorlardı. O gün güle oynaya
Gelibolu cephesinde ölümle buluşacakları yere koşan Kınalı Ali'nin bölüğünden
tek kişi geri dönmedi. Gidenlerin tümü şehit olmuştu.
Bu olaydan kısa bir süre sonra Kınalı Ali'ye anne, babasından mektup geldi.
Onun yerine komutanı aldı mektubu ve buruk bir ifade ile okumaya başladı.
Cepheye gitmeden önce arkadaşlarına yazdırdığı mektubuna aile adına babası yanıt veriyordu.
"Oğlum Ali, nasılsın, iyi misin? Gözlerinden öperim, selam ederim.
Öküzü sattık, parasının yarısını sana gönderiyoruz, yarısını da yakında cepheye
gidecek küçük kardeşine veriyoruz. Şimdi öküzün yerine tarlayı ben sürüyorum.
Fazla yorulmuyorum da. Sen sakın bizi düşünme." Babası mektupta köydeki herkesten
akrabalarından haberler verdikten sonra "şimdi ananın sana diyeceği var" diyerek sözü
ona bırakıyordu.Mektubun bundan sonraki bölümü Kınalı Ali'nin anasının ağzından yazılmıştı,
şöyle diyordu anası: "Oğlum Ali, yazmışsın ki, kafamdaki kınayla dalga geçtiler.
Kardeşime de yakma demişsin. Kardeşine de yaktım. Komutanlarına ve arkadaşlarına
söyle senle dalga geçmesinler. Bizde üç işe kına yakarlar;
1- Gelinlik kıza. Gitsin ailesine, çocuklarına kurban olsun diye. 2- Kurbanlık koça. Allah'a kurban olsun diye. 3- Askere giden yiğitlerimize. Vatana kurban olsun diye.
İSTİKLAL MARŞININ KABULÜ VE MEHMET AKİF ERSOY'U ANMA ETKİNLİKLERİ
12 Mart İstiklal Marşı'nın Kabulü kutlamaları okulumuzda çeşitli etkinliklerle gerçekleştirildi.
Öğrencilerimizin yaptığı konuşmalar, okuduğu yazılar, şiirler ve oratoryo ile
coşkulu bir şekilde kutlandı.
Oratoryo Gösterisi Videosu
Kurtuluş Savaşı'nın başladığı yıllarda, cephedeki askerlerimizi coşturacak, onların
morallerini yükseltip ulusal duygularını güçlendirecek bir ulusal marşın hazırlanması düşüncesi,
Genelkurmay Başkanı Albay İsmet İnönü tarafından ortaya atıldı. Bunun üzerine Millî Eğitim
Bakanlığı ödüllü bir yarışma açtı ve durumu tüm yurda duyurdu. Yarışmaya 724 şiir katıldı.
Değerlendirme komisyonu şiirlerin tamamını inceledikten sonra altı tane şiir, ulusal marş olmaya
uygun görülüp ayrıldı. Ancak yapılan değerlendirmede bu altı şiirin de ulusal marş olma
niteliği taşımadığı sonucuna varıldı. Zamanın Millî Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver,
ulusal marşı Mehmet Akif Ersoy'un yazmasını istiyordu. Oysa Mehmet Akif, ucunda
para ödülü olduğu için yarışmaya katılmamıştı. Ulusal marş niteliği taşıyan
bir şiirin bulunamaması üzerine dostları devreye sokularak Mehmet Akif ikna edilmeye çalışıldı.
Sonunda para ödülünün kaldırıldığı konusunda güvence verilince Mehmet Akif,
marşı yazmayı kabul etti. Daha önce ayrılan altı şiirle Mehmet Akif'in yazdığı şiir
arasında yapılan değerlendirmede Akif'in şiiri birinci oldu. Mehmet Akif,
doğrusunu söylemek gerekirse İstiklâl Marşı' mızı yazabilecek tek değilse bile en ideal insandı.
Şiiri toplum için ve bir dava adına yazan, ama şiiri şiir yapan özelliklerden feragat etmeyen,
Türkçe'nin bütün nüanslarını ve imkanlarını ustalıkla kullanan, çağının tanığı ve vicdanı olan
bir şairden daha iyi kim yazabilirdi böyle bir marşı? Akif' in şiir anlayışı ve şiir gücü kadar ancak
bir sosyologda bulunabilecek bütünü ve ayrıntıları yakalayabilen gözlem gücü İstiklâl Marşını
bu denli etkili bir milli mutabakat metni haline getiren en önemli belgedir. İstiklâl Marşı' nın şairi
olarak Mehmet Akif 'in bir başka önemli özelliği de sarsılmaz bir iman ve dava adamı olduğu
kadar tam bir erdem kahramanı olmasıdır. Türk Şiiri'nde bu kadar kendi kendisi olabilen, yüksek
ahlâk sahibi, mütevazi ve ilkeli, entelektüel kapasitesi son derece yüksek, yaşadığı dünyanın
farkında bir başka şair zor bulunur. Akif aynı zamanda bir Milli Mücadele kahramanıdır.
Akif, Milli Mücadeleye katılmak için uzun ve tehlikeli bir yolculuktan sonra Ankara'ya gelir.
Yüreğindeki iman ve umudu cami kürsülerinden, eşraf ziyaretlerine kadar,
sohbet, vaaz, davet, düzyazı ve şiirle haykırır. Milli Dünyada İstiklâl Marşı yazan şairler içinde;
hem milletinin var olma mücadelesine katılmış bir kahraman, hem milletinin dilini bu kadar iyi
kullanan bir yazar hem büyük bir entelektüel, çağının tanığı ve vicdanı olan bir aydın,
hem toplumunun değerlerini ve kişisel ahlakını sağlam bir ilkelilikle kendi
şahsında bütünlemiş bir ahlak adamı, hem İstiklâl Marşını arzu ve talep eden Meclisin üyesi
bir milletvekili hem de İstiklâl Marşı'nı yazmadan önce de ülkesinin büyük bir şairi olarak tanınan
ve bütün bu özellikleri kendi şahsında toplamış başka biri yoktur.
İstiklâl Marşı
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak; Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak; O benimdir, o benim milletimindir ancak.
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl! Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl? Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl... Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl!
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım. Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar, Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddım var. Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar, “Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar?
Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın. Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın. Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın... Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı: Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı. Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı: Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda! Canı, cananı, bütün varımı alsın da Huda, Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.
Ruhumun senden, İlâhî, şudur ancak emeli: Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli. Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli- Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.
O zaman vecd ile bin secde eder-varsa-taşım, Her cerihamdan, ilâhî, boşanıp kanlı yaşım, Fışkırır ruh-ı mücerret gibi yerden naşım; O zaman yükselerek arşa değer belki başım.
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl! Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl. Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl: Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet; Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl
Mehmet Akif ERSOY
Askere Gidecek Öğretmen'e Veda
Okulumuz sözleşmeli Türkçe öğretmeni Refik ŞEN Vatani görevini yapmak için ayrılacak olmasından,
Refik öğretmenimize vatani görevinde başarılar dileriz..
Öğretmenler günü okulumuzda coşkuyla kutlandı
24 kasım öğretmenler günü okulumuzda kutlandı.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından günün anlam ve
önemini belirten konuşmayı okulumuz müdür yardımcısı Şerife KAHRAMAN yaptı.
Öğrenciler tarafından şiirler ve konuşmaların yanısıra orotoryo gösterisi yapıldı.
4/A Sınıfı, öğretmenleri Levent YILMAZ'a sürpriz yaparak pastalı kutlama yapmışlardır.
10 KASIM ULU ÖNDER ATATÜRK’Ü ANMA TÖRENİ
Aramızdan ayrılışının 70.yılında Ulu Önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK' ü büyük bir özlemle ve saygıyla anıyoruz.
Yazan:L.YILMAZ
29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMI KUTLANDI
Cumhuriyet Bayramı ve Cumhuriyetimizin 85. yıldönümü okulumuzda coşku ile kutlandı.Kutlamalar sabah saat 09.15 de öğrencilerimizin beldemizde bando eşliği ile açılış yürüyüşü ile başladı.
Beldemiz Cumhuriyet Meydanı'nda kortej yerini aldıktan sonra Atatürk ve aziz şehitlerimizin anısına 1 dakikalık saygı duruşu ve İstiklal Marşımızın söylenmesi ile başladı.
Programın sunuculuğunu Türkçe öğretmeni Refik ŞEN ve 2. Sınıf Öğretmeni Necmiye ERDİK yaptılar. Matematik öğretmeni Nihal ALNIAK’ ın günün anlam ve önemini belirten konuşmasının yanı sıra
Cumhuriyet Bayramı ile ilgili şiirlerin okunması ile Anasınıfı öğrencileri, 4. sınıf öğrencileri , 6. sınıf öğrencilerinin yaptığı modern dans gösterileri ve
yapılan Koşu yarışmalarında kazananlara verilen ödüller ile son buldu. 29-10-2008
Yunan serpuşu olan fesi giymek uygun olur da, şapkayı giymek neden olmaz? Ve yine onlara, bütün millete hatırlatmak isterim ki, Bizans papazlarının ve Yahudi hahamlarının özel elbisesi olan cübbeyi ne vakit, ne için ve nasıl giydiler?
Kemal Atatürk
-
1925